Kendimi bildim bileli elime ne geçse okudum… Fakat okuduğum bu eserleri yazarak hayatı biraz daha çekilir kılanlara karşı da kendimi hep borçlu hissettim. Kendimi bu yükün altından kurtarmak için ben de yazmaya başladım. Biliyorum, tamamını asla ödeyemem ama beğenilen öykülerimin sayısı arttıkça, bu borcun az da olsa ödendiğini görerek mutlu olacağım.
Bu sitede yayınlanan öykülerim; Hece öykü, Kaçak yayın, Aylak gibi çeşitli dergilerde, İmgenet, Kahvemolası, Yazımhane, Dergi@Net, gibi internet sitelerinde ya da “Renkler, Öyküler” gibi çok yazarlı kitaplarda yayınlandı…
Kimi 1986′da kimi 2006′da yazılan bu öyküler; doğal olarak anlatımları, kurgu, içerik ve yazdığım andaki sahip olduğum dünya görüşleri ile birbirinden farklıdır. Dilbilgisi için gereken özeni göstermeme rağmen mutlaka gözümden kaçan yanlışlarım da vardır, bunun için şimdiden özür dilerim.
Edebiyatla uğraşan herkes gibi ben de yazarken üslup arayışlarına kapılıp, kurgu planlamalarına ve denenmemiş tarzda bir kaç şey yapmaya çalıştım. Bunlar, her ne kadar beğenilse de en çok sevdiklerim, günlük hayatta neşeli ya da düşünceli olduğum anlardaki konuşma tarzımla yazdıklarımdır… Fakat her bir öyküm bir çocuğum gibidir, hiç birini de bırakmaya gönlüm razı olmaz. O yüzden bilinçli bir şekilde “öykü yazmak için oturup” da yazmaya başladığım 1986 ve 87 yıllarından kalma, yabancı yazarlardan oldukça etkilenerek yazdığım iki öykümü de buraya almadan edemedim.
Kimini işe gidip gelirken servis otobüsünde, kimini sabahlara kadar yanan ışıktan rahatsız olmasınlar diye mutfakta, kimini seslere tahammül edemediğim zamanlarda kendimi banyoya kapayıp çamaşır makinesinin üstünde tamamladım.
Öykülerim her ne kadar hayal gücümü yansıtsa da her öyküde mutlaka kendi yaşadıklarımdan bir kaç şey vardır. Bu öyküleri oluştururken tamamen hayal ürünü kurgulara yer vermem gibi gerçek olaylardan da yararlandığım doğrudur ama bunları asla kimseyi yermek, kırıp yaralamak ya da kendilerine hakaret etmek için yazmadım. Öykülerimdeki tüm isimlerin ve yerlerin gerçek hayattaki kişi ve yerlerle bir bağlantısı yoktur ve tamamen hayal ürünüdür…
Bir de itiraf etmeliyim ki uzun bir süre boyunca öykülerimi hep kitap haline getirmeyi düşündüm. Bir iki yayın evine de götürmedim değil. Fakat ülkemizde okurun ve yazarın ve hatta yayınevlerinin maddi durumları ortada. Bir kitabın yayınlanması için belli bir maliyetin gözden çıkarılması gerekiyor. Haydi diyelim bu maliyeti yayınevi karşıladı; bu sefer de haklı olarak, okurların genel ekonomik durumdan kaynaklanan satın alma gücünü düşünüyorlar. Bir yayıneviyle görüştüğünüz zaman, eseriniz beğenilmiş olsa ve onaylansa bile önünüze bir sürü engel çıkıyor.
Ekonomi bozuk, insanlar kitaba fazla para ayıramıyor, tanınmış biri olmadığınız için kitabınız satmaz.
Kitaplarınızın ilk basımı 500 adet bilemediniz 1000 adet oluyor. Fazla okura ulaşamaz.
Bütün kitapçılara dağıtılıp okura ulaşması için, dağıtım şirketleri yüksek oranda komisyon istiyor. Yayınevi bunu karşılayamaz. Kitabınızı arasalar bulamazlar…
Yayın evi kitabınızı yayınlayarak zaten bir masraf yapmış oluyor bir de dağıtım eklenince tanıtım için para ayırmak çok zor. Tanıtım için dergi, gazete ve çeşitli mecralara ilan vermek ise gerçekten büyük bir bütçe istiyor. Tanıtımı yapılmayan daha doğrusu böyle bir kitabın çıktığından haberi bile olmayan okura ulaşıp kitabın satılması ise çok zor…
Bu durumda kitap ancak çok meraklısı olursa, sizi başka bir yerde okumuşsa ya da belli bir dalda koleksiyon yapar gibi devamlı araştırma içinde olanlara ulaşmaktan başka pek bir okura ulaşamayacak demektir.
Zaten en iyi yazarların kitaplarında bile belli bir oranda iade olur eh demek ki sizde de olacak. 500 ya da 1000 adet basılan bir kitabın satılmayan yerlerden toplanıp depoya kaldırılması, hem edebi hem de ticari olarak tüm şansınızı da ortadan kaldıracaktır.
Her şeye rağmen uzun bir süre kitabın, kitap şeklinde basılması hayaliyle döndüm durdum. Ama ya tanıdıklarımız yoktu (ki tanıdık çevrenin kullanılabileceğini, magazin basınında ve hatta günlük gazetelerde istedikleri gibi haberlerini çıkarıp reklâm yaptıklarını vs. çok gördüm) ya da gerçekten iyi reklâm yaptırabileceğim basın çevresine karşı hep mesafeli olduğum için tercih edilmedim. Bu arada “Getir kitabını basalım, şu kadar paraya dağıtalım, şu kadar paraya da reklâmını yapalım.” diyenler de oldu, “Biz bu kitabı hemen basarız, yalnız sen zaten basının içindesin, bir rica etsen şöyle 10- 15 dergide kitabın tanıtımı yapılır, bunu garanti edebilirsen hemen basalım.” diyenler de. Tabii ki “Öyküleri beğendim, bu yayın evinden kitap basılacak olsa ilk kitap seninki olur, ama vallahi paramız yok.” diyen iyi niyetli dürüst insanlar da vardı. Neyse fazla uzatmayayım.
Sonunda düşündüm taşındım karar verdim: Ben bu kitabı yayınlansın diye böyle bekleye bekleye hiç yayınlayamayacağım ve yayınlansa da 500 tane 1000 tane yayınlanacak. Tanıtım yapılamayacak, reklam ilan verilemeyecek bir de bu kadar düşük sayıda basılan kitaplardan bile neredeyse yarısı (belki de yarıdan da fazlası) iade gelecek. Zaten emeği boş verdik, para falan düşünmüyoruz (Edebiyatla para kazanılsaydı Rıfat Ilgaz, Fakir Baykurt, Aziz Nesin, Yaşar Kemal gibi ustalar kazanırdı) bir de okuyucuya da ulaşamayacağız. Elimizde hatıra olarak bir kaç tane kitap kalacak ileride çoluk çocuğa göstermek için. Peki, bu mudur yazar olup yazdıklarınla, hayal gücünle, emeğinle yıllarını verip uğraşmanın karşılığı. Sonuçta okunmayan, bilinmeyen şeyler yazmak için mi uğraştım bu kadar? Demek ki amaç şöhret olmak değil, para kazanmak hiç değil sadece okura ulaşmak ve yazdıklarının okurla buluşması. O zaman, uygun şartları yerine getiremiyorsam, ille de kitabım basılsın diye uğraşmak pek mantıklı değil.
Bütün bunları göz önünde bulundurunca öykülerimin internette yayınlanması hiç de kötü bir şey değil. En azından şurada daha iki ayda belki de bir yılda ancak ulaşabileceğim kadar okurum oldu. Şimdi ben bunu niye 2000 yılında yapmadım diye çok pişmanım çünkü 2000 yılından beri içeriğinde edebiyata yer veren bir sürü internet sitesinde öykülerim zaten yayınlanıyordu. Sonuçta öyle ya da böyle artık burasını mekân edindim ve bundan sonra da yazdıklarımı buraya koymaya devam edeceğim. Maksat öykülerim okunsun, ruhum ve hayal gücüm diğer insanlara ulaşsın. Bu yolda bana vereceğiniz destek için şimdiden ne kadar teşekkür etsem azdır…
Bir insan niye okur, haydi okudu diyelim niye yazma ihtiyacı duyar? Bunların sebebi bana göre yalnızlıktır. Siz de kendinizi yalnız hissediyorsanız buyurun okumaya, anlatacak çok şeyim var.
Kasım 11, 2006, 2:18 am üzerinde
Son olarak eklemek istediğim bir konu da siteye bırakılan yorumlarla ilgili. Bugüne kadar yorum bırakarak görüş ve önerilerini paylaşanlara hemen cevap veriyordum ve cevaplarını sitede hemen kendi yazdıkları yerde yayınlamayı da alışkanlık haline getirmiştim. Fakat benim her yoruma cevap vermemden dolayı, sitenin açılış sayfasındaki “son yorumlar” isimli bölümde kendi adımın görünmesi, sanki kendi yazılarıma kendim yorum yapmış ya da öyküyle ilgili kendi kendine açıklamalarda bulunmuş gibi bir hava yaratıyor. O yüzden, bundan sonra yorum bırakacakları sadece mail yoluyla cevaplayacağım. Yorumlarla ilgili ikinci bir konu da şu; Sitenin açılış sayfası olan içindekiler bölümünde, sadeleği devam ettirebilmek için yorum pencereleri açılmayacak, fakat tüm öykülere kendi bulunduğu sayfada yorum yapabileceğiniz gibi, genel olarak yazmak istediğiniz şeylere de “yazarın notu…” bölümünde yorum yazmaya devam edebilirsiniz. Değerli görüş, öneri, eleştiri ve yorumlarınızı eksik etmemeniz dileğiyle…
Kasım 30, 2006, 2:15 pm üzerinde
Sevgili Tarkan İkizler,
yazdığınız öykülerin pek çoğunu bir solukta okudum.Bazen çok bunalırsınız da çıkış noktası bulamazsınız,sizi hiç birşey gülümsetemez ya!Böyle bir ruh haliyle okuduğum öykülerinizden Rıfat Ilgaz’ı okur gibi Yaşar Kemal’i okur gibi güzel bir tat aldığımı söylemek istiyorum.
Kasım 30, 2006, 2:38 pm üzerinde
Bir insan niye yazmaya ihtiyaç duyar? demişsiniz.Hocayla geçen böyle bir konuşma yapmıştık.Hocam sıkılıyorum artık kendimden demiştim.O da bana “Yaz Canan!” demişti Bu durumdan kurtulmanın tek yolu bu.Ama bence yaratıcı hayal gücü ve yetenek olmadan kupkuru bir yanlızlıkla yazılmıyor bence yanlızlıktan çok fazla şeye sahipsiniz
Kasım 30, 2006, 3:49 pm üzerinde
Yorumlara cevap veriyorum dediğinizde sözleriniz inandırıcı gelmemişti ama….yorumlarıma yazdığınız cevaplar için :))
Mart 5, 2007, 9:05 pm üzerinde
sevgili tarkan bey camgeran yazınızı okudum çok beğendim böyle bir konuda bir hikaye kurduğunuz için teşekkür ederim… fakat hikaye içindeki harun karakteri bir gerçekmi yoksa hayali bir kahraman mı merak ettim.. çünkü derviş mehmet efendiden bahsetmişsiiz… gerçek bir karakter o malum… peki bu yavuz usta ve harun da tarihi gerçek karakterlermi… çok merak ettim gerçekten…
iyi çalışmalar diliyorum böyle tarihi anektodlu yazılarınızın devamını ve ciltli halini görmeyi diliyorum… ben editörlük ve sanat danışmanlığı da yapıyorum inşallah görüşmek dileği ile selamlar
MURAT ÖZER
Mayıs 24, 2007, 7:24 am üzerinde
Seni çok iyi anlıyorum desem bana inan çünkü aynı gerekçelerle bende kendi yazdığım şiirleri kitap haline getiremiyorum.Bence dünyadaki en güzel şey okumak ve yazabildiğin kadar yazmaktır.Ben edebiyata düşkün bir aileden geliyorum.Dayım rahmetli Muzaffer Buyrykçu’nun kitaplarını okumadıysanda sait faik ödülü aldığı KAVGA kitabını tavsiye ederim.
Bol yazılı günler dileği ile
Haziran 17, 2007, 10:22 pm üzerinde
hayal dünyasını bizimle paylaşmak için bu denli didinmek ha…
az sonra yazdıklarınızı okumaya başlayacağım ve bir anlamda başardığınızı ilan edeceğim…
şimdi!!!